casaba

24/1/2006 -

Aylar önce blogumun şifresini çözen vatandaşa;

Madem şifreyi çözdün tamam dedim al blog senin olsun ama bunca zamandır bir satır yazı bile yazmadın. Şimdi tekrar şifremi yeniledim ve sen yine girmeye çalışıyosun. Bişey de eğer çok istiyosan şifreyi söliyeyim bu blog senin olsun ama yok istemiyosan lütfen benimle uğraşma. Rica ederim.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/11/2005 - Tesbih...

Tesbih

 
Sen giderken gozlerim dop doluydu
Ve yagan yagmurla caddeler ıslak
Yoklugundan bir ruzgar esti hazin
Teselliler dokuldu yaprak yaprak
 
Gokyuzunde bir bir sondu yıldızlar
Bir karanlık geldi gittigin yerden
Umitlerim vardı tesbih misali
Sen giderken dagılıverdiler birden
 

Ümit Yaşar Oğuzcan

 

 

Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/11/2005 - her gece sen...

Her Gece Sen

 
Her gece sen girersin rüyalarıma
Her gece sen...
Paramparça olur uykularım
Karanlığın en koyulaştığı yerde
Kapının çalındığını duyarım
Açınca soğuk bir rüzgar çarpar yüzüme
Sen yoksun...
Kilitlenir dudaklarım
Gözlerim karanlıklarda boşuna arar seni
Sen yoksun...
Yalnızlığımı kadehlere doldurup
Tek başıma içmeliyim bu gece
Kırmalıyım kitapları
Evleri ateşe vermeliyim
Sen yoksun...
Zaman gitgide uzar
Altmış saniye bir dakika
Altmış dakika bir saat
Ve sabahın olmasına daha beş saat var
Beklemek bir çeşit ölmektir
Sen yoksun...
Bu bana her gece binlerce ölüm demektir.
 
Neden ayrılsın ellerimiz her akşam üstü? 
Gözlerime acı bir karanlık düşsün
Bir vapur alsın götürsün seni
Ben vapurlar dolusu kederimle yapayalnızım
Sen uzak bir körfezde özlemli, dalgın
Kıyılarına çarpıp ağladığı yerde dalgaların
Neden ay karşılardan yükseldiği zaman, 
Başın omuzlarımda olmasın? 
Neden ellerin avuçlarımda değil? 
Neden gözlerim aradığı zaman gözlerini bulmasın? 
 
Durup durup beni bu çaresizlik hançerliyor
Bu yolların bir yerde ayrılması, 
Uzayan kilometreler...
O sefil, anlayışsız bakışları insanların
Dünya, o eski dünya değil
Tanrı'ysa çoktan unuttu bizi
Şu uçsuz bucaksız evrende
Ne derdimizi dinleyen, 
Ne de bir anlayan var sevgimizi.
 
İki ömür değil, 
İki ayrı ve büyük yalnızlıktır yaşadığımız.
Her şey aslında başka renkte.
Vernikli eşyalar, vernikli yüzler...
Altından yer yer sırıtan bir yoksulluk
Yalan üstüne yalan, 
Oyun içinde oyun...
Her şey bir yerde anlamsız ve boş
Gerçek olan şimdi senin yokluğun
 
Senin varlığını özledim duyuyormusun? 
Bak nasıl artıyor ellerimin sıcaklığı
Dinle bak nasıl çarpıyor yüreğim
Bütün sokaklarında bu şehrin sana koşuyorum
Seni soruyorum gelip geçene, 
'Görmedik', diyorlar.
Anlamıyorlar seni nasıl özlediğimi, 
Nasıl sevdiğimi bilmiyorlar.
Volkanlar tutuşuyor, 
Ormanlar yanıyor içimde.
Her gece milyonların uyuduğu bir anda, 
Devler uyanıyor içimde.
 
Seni düşünüyorum, 
Karanlıklar içinden özlemli sesin geliyor.
Bir ışık yanıyor çok uzaklarda, 
Çorak topraklarımın üzerinden bir bulut geçiyor.
Şimdi umutlarım, 
Varılmaz uçurum diplerinde
Korkunç, karanlık mağaralarda hayallerim.
Derin bir kuyudan su çekercesine, 
Zamandan ve mesafelerden seni çekiyor ellerim.
Sen her zaman olduğun gibi
Yine o en güzel, en değerli...
Benimse ellerim sımsıcak, 
Dudaklarım nemli, 
Özlediğim herşeyimle
Kopup en yüksek tepelerden
Bir çığ gibi sana geliyorum.
Sonra dağlar çöküyor ansızın, 
Ağaçlar devriliyor, 
Evler yıkılıyor, 
Altında kalıyorum...
 
Kırık bir heykel, 
Parçasını arıyor her gece.
Bir şarkı notasını...
Bir tablo renklerini...
Ağaç yapraklarını...
Vazo çiçeklerini...
Ve bir adam, 
Her gece yollara düşüp, 
Yana yakıla seni arıyor...
Mağrur gözleri ıslak, 
İlk defa ağlıyor bu adam, 
'Gel ' diye, 
İlk defa yalvarıyor...
 
Ben her gece, 
Gözlerim tavanda bir noktaya dikilmiş, 
Seni düşünüyorum.
Ve sen o saatlerde, 
Benim görmediğim rüyaları görüyorsun.
Bir böcek giriyor kafatasıma...
Her gece sen, 
Bir cinnet gibi, 
Kanıma yürüyorsun...
 

Ümit Yaşar Oğuzcan

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/11/2005 - her daim aşk...

 

Aşk özgürlük müdür?... Tutsaklık mı?...

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/11/2005 - Bu sevgidir...

Bu Sevgidir

 
Onun güzelliğini herkes görüyorsa o bence az güzeldir.
Herkes biliyorsa o bence hiç güzel değildir.
Onun güzelliğini yalnız ben görüyorsam bu sevgidir.
Yalnız ben biliyorsam bu aşktır.
Hiç kimse görmüyorsa bu yalnızlıktır.
 

Özdemir Asaf

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/11/2005 - Özledim...

sizofren Aska Mektup / Özledim

Hayat soguk, yagmurlu ve vurdumduymaz bir Istanbul gecesiydi... 
Ve gece yagan yagmur hep ürkütürdü beni. Yagmur degil yalnizligimdi 
pencereleri damla damla yalayan, yillarimi dolduran sensizlikti... 
Hep bir yani yarimlik, hep senden uzaktalik, hayattaki tek 'kimse'mden 
yoksunluk, yani kimsesizlikti. Bir kavusma mucizesine inanma 
yolunda harcanmis bir hayatin ansizin sonuna gelme, ve o mucizeyi 
yasayamadan bir basina ölme korkusuydu yagmur…
Yine yagmur yagiyor, yine gece... Yine Istanbul... 
Ve sen kollarimin arasindan siyrilip kalkiyorsun yataktan. 
Nereye gidiyorsun sevgilim? 
Sadece sana sarilarak uyudugumda nefes alabiliyordum. 
Beni kollarina aldiginda, yüzümü masumiyetinin yurduna, o kimsesiz boynuna 
dayadigimda, kokunu kalbimle soludugumda... Uykun benim cennetimdi. 
Çünkü cennet sadece ikimizin olabildigi yerdi benim için. 
Ne sana asik kadinlar, ne sevdiklerin, ne geçmisin, ne yarinin...
Uykunda sadece ikimiz vardik. Askima dar gelen sevgi sözcüklerine 
ihtiyacim yoktu orada. Sana sevgimi anlatmaya, ispat etmeye 
ihtiyacim yoktu artik.
 Askimizin kokusuydu sana beni anlatan, sana 
seni anlatan.... Beni gerçekligin o soguk, o köpüklü dalgalariyla 
yutan ve alip alip senden ötelere savuran hayatin disindaki tek 
kaçis tünelimdi uykun. 
Önce kolunu çekerdin basimin altindan, sonra sirtini dönerdin. 
Usulca sarilirdim sana arkandan, seninle ya da sensiz geçen 
yillarin hasretiyle... Ardindan yavas yavas kollarimin arasindan siyrilirdin...
Yillardir tasimaktan yorulmadigim hasretin, tenimden 
tenime akan o ates, agir gelirdi bedenine... Uyuyamiyorum, 
nefes alamiyorum, lütfen sarilma, derdin... Yatagin bir ucuna 
siginmis bedeninden kovulmak, hayatindan kovulmak gibiydi benim için. 
Sigindigim, soluk aldigim tek cennetten kovulmak gibiydi. 
Beni uykunda terk etmen, gerçek hayatta terk edisinden bile agir gelirdi. 
Yanibasindaki sensizlik, o rutubetli evimdeki, o bastan 
ayaga sen olan evimdeki unutulmuslugumdan çok daha agir gelirdi. 
Seni kaybetme korkusu öyle islemisti ki hücrelerime...
Yataktan dogruldugun anda bu korkuyla açilirdi gözlerim. 
Bilinçaltim konusurdu 
benim yerime... Su içmek ya da tuvalete gitmek için kalktigin asla aklima gelmezdi.
 Gittigini düsünürdüm yalnizca... O saatte kendi 
evini terk edip, nereye gidebilecegini sorgulamadan, sadece beni o sonsuz 
hiçlikte, o en masum rüyada, cennetimizde, uykumuzda 
bir basina birakip, kaybolacagindan korkardim. Bana hep ayni soruyu 
sorduran bu yüzyillik korkuydu iste: Nereye gidiyorsun sevgilim? 
Beni yeniden hayatin içinde, gerçeklerin ortasinda bir basina mi birakiyorsun? 
Beni yeniden unutulus sürgünlerine mi gönderiyorsun? 
Nereye gidiyorsun sevgilim? 
Oysa seni uyutmayan içindeki o yanginli hesaplasmaydi. 
Gece iner, asiklar, yüzler, bedenler, anilar kaybolurdu; sadece ikimiz kalirdik. 
Ve sen uykunda sevgimle hesaplasmaya dalardin. 
Cennette cehennemi hatirlardin.
Dönüp geriye bakiyorum da, sanki yillar degil yüzyillar geçmis aramizdan... 
Aramizdan ayriliklar, ihanetler, kayboluslar, vazgeçisler, 
yeniden bulmalar, korkular, yalnizliklar, savrulmalar geçmis. 
Ve bu iliski ne çok biçim degistirmis... 
Seni yollarca, sehirlerce uzagindan sevdim. Seni kelimelerce, 
siirlerce yakinindan sevdim. Seni dünya üzerinde sanki ilk kez benim 
için kalemi eline alip da yazdigin mektuplarca sevdim. 
Seni umutsuzca, beklentisizce, hayallerce sevdim uzagindan. Hayatimi öyle 
oldugu gibi biraktim. Sehrine geldim, ama kalbine giremeden sevdim. 
Neydik biz o yillarda hiç düsündün mü? Neydik birbirimiz için sevgili? 
Geldim. Bana destek olacak, sirtimi verecegim bir askin yoktu arkamda. 
Kendime yeni bir hayat kuracagim yalanini, kendim dahil, 
sen dahil herkese söyledim. Oysa tek istedigim seninle birlikte bir hayatti. 
Öyle cesaretsizdim ki karsinda ve öyle açik sözlüydün ki bana karsi, 
ancak iddiasiz bir siginmaci olabildim hayatinda. Hayatina iltica etmek 
isteyen bir yürek sürgünü... Bir ask meczubu sadece...
Dürüstlük kimi zaman yalanlardan çok daha acimasizmis, sevgili... 
Gerçegin buzdan ülkesinde yapayalniz kalan yürek, hayatta kalabilmek için 
yalanlari bile özleyebilirmis kimi zaman... Bana aksini ispat etmek için 
elinden geleni yaptigin o yillarda, buzlar ülkesinde biraz olsun isinabilmek için, 
aslinda beni sevdigin yalanina inandirmistim ben de kendimi... 
Askima kapali bir kapinin önüne birakilmis yarali bir kus gibiydim. 
Inanacak, bir ibadet gibi yasayacak tek seyimdi senin askin. 
Karsiliksiz, güvensiz, 
sessizce yasanan bir ask... Nasil da hoyrattin bana karsi... 
Kalbinde degil miydim gerçekten? Neydik biz söylesene? 
O yillarda senin neyindim ben sevgili? 
Can yoldasin mi? Yol arkadasin mi? Dostun mu? Sevgilin mi? .. 
Sonra bir gün geldi ve unutuldum. Ve bu sorular birer birer biçak 
gibi saplandi yüregime ve yüregimde yanitlarini buldu. 
Unutulus hepsinin acimasiz cevabi oldu. 
Sonrasi dipsiz bir karanlik... Sonrasi çaresiz bir çildiris... 
Hayata karismamak için tek kalkanim, tek siginagimdi askin. 
Tek silahimi yitirdim ve hayata teslim oldum. Aldi beni savurdu
baska bedenlere, parçasi 
olamadigim o kirik dökük öykülere... 
Kirginlik kimlik degistirdi ve vazgeçis oldu benim için. 
Unutmanin en agiri unutamadan unutmaktir. Seni sonsuza kadar kaybetmek 
kimlik degistirdi ve 
unutmak oldu benim için. Seni unuttugum yalaniyla hayati kandirmaya 
çalisinca hayat hiç olmadigi kadar acimasiz tokatlar indirdi yüzüme... 
Sonrasi dipsiz karanlik... 
Sonrasi hatirlamaya bile dayanamadigim düs yikimlari... Sonrasi kesif, 
karanlik ve rutubetli bir kuyu... Koskoca bir bosluk... Sonrasi 'yalnizlik' kelimesine
 sigmayacak kadar derin bir yalnizlik...
Kaç zaman sonra bilmiyorum, bir gün geldi ve beni yeniden hatirladin. 
Yoklugumda kendine kurdugun hayat, beni yasak bir iliski haline getirdi bu kez de... 
Ve bu iliski bir kez daha kimlik degistirdi. Seni, bir baskasiyla birlestirdigin 
hayatina uzaktan bakarak, kalbimi kiskançligin lanetli hirsina teslim ederek, 
kisitli zamanlarda, gizli sakli bulusmalarda, o doyumsuz kaçamaklarda sevmeyi de
 ögrendim... Hasretinin o tarifsiz kokusu burnumu sizlatirken 
yapayalniz uyumayi da ögrendim. Yagmurlu Istanbul gecelerinde o bastan 
ayaga sen olan evimde kaderimle kiyasiya yasamayi da ögrendim, sevgili... 
O zamansiz unutulusun ardindan yeniden hatirlanmanin sevinci, 
seni paylasmaya boyun egmenin ve hep gizliligin gölgesinde kalacak 
olmanin acisina büründü. 
Uykunda solugunun bir baska soluga karistigini bilerek geçirdigim sayisiz 
gecelerde, gururumu parça parça bölüp askima kurban verdim. O tarifsiz agriyi 
uyusturmak için ruhumdan, kimligimden, kadinlik onurumdan vazgeçtim. 
Her seye ragmen direnebilmek için kendimden vazgeçtim. Geriye dönüs 
kapilarini 
sonsuza kadar kapatmis oldum böylece. Ruhumdan kendimi kovup, 
tüm hücrelerime sadece askini yerlestirdim. Iste o andan itibaren, 
sensizlik artik bensizlik oldu sevgili...
Nasil da telasli, nasil da soluk soluga yasardik o kaçamak anlari... 
Askimizin en karanlik, en gerçek, ama en yogun anlariymis onlar... 
Sensiz geçen gecelerde 
yüregimde biriken kiskançligin, öfkenin, kirginligin ve hasretin hummali 
karanligi, sana kavustugum anlarda sevinçten çildirmanin esiginde tarifsiz bir 
hazza dönüsürdü... Nasil da atesliydi sevismelerimiz... Sana yeniden dokunmak, 
sanki bulutlara öpücükler kondurmak gibiydi... 
Huzurla huzursuzluk, hasret ve kavusma, ask ve öfke, merhamet ve acimasizlik, 
kirginlik ve bagislama her sey ama her sey 
sevgimizin taskin sularinda birbirine karisirdi. Iki kalbin bir ömre sigdirabilecegi 
tüm duygulari biz o kisacik anlarda soluk soluga yasardik...
Sonra hayatini degistirdin. Yeniden özgürlügüne kavustun. Ve bu iliski bir kez 
daha biçim degistirdi. Yillardir bir savrulus halinde aramizdan 
akip giden askimiz, nihayet dingin, doygun ve emin bir siginak bulmustu kendine. 
O savruk yillar bile koparamamisti ya bizi birbirimizden, 
artik hiçbir sey bu aski yikamazdi. Ihanetlerin, unutulusun, hayatin sinavindan 
geçmisti askimiz. Tam da birbirimizi hayattan çok uzakta, 
dokunulmaz bir boyutta sevdigimize inanmaya baslamisken, dudaklarindan 
dökülen o lanetli cümle korkularimi yeniden uyandirdi, 
geçmisi zamandan koparip aramiza soktu yeniden: 'Varligin artik bana aci 
vermiyor...'
Ah sevgilim, ayrilik trenini çoktan kaçirmadik mi biz? Bulup bulup kaybetme 
oyunlarini çoktan tüketmedik mi? O dünyevi ask oyunlarindan, 
kiskandirmalardan, kaçamaklardan çoktan vazgeçmedik mi? Birbirimizi en 
agir ihanetlerde sinamadik mi? Anlamadin mi artik, varligim sana 
aci vermek için degil... Sadece seni sevmek için yasadim ben! 
Senin için bir iliskide girilebilecek bütün kimliklere bürünmedim mi? 
Önce askla degil kalbinin bosluguyla tutundugun bir can yoldasiydim... 
Yüregin bir baskasina kapilarini açtiginda hayatindan dislanip unuttugun 
oldum sonra... Baska hayatlarda, baska iliskilerde seni 
unutmaya çalisirken, belki de aslinda sadece seni ararken kiskançliktan 
deliye döndügün oldum... Kalbime geri dönmek istediginde 
gururumun gemilerini yakip, metresin oldum... Vicdanin oldum senin... 
Merhametin oldum... Pismanligin oldum... Hazzin en siradisi 
boyutlarini seninle paylasan fahisen oldum... Arkadasin oldum... Kardesin oldum... 
Sevgilin oldum... Söylesene kaç kez biçim 
degistirdi bu iliski? Kaç kez kimlik degistirdim seni sevebilmek için... 
Anlamadin mi artik, varligim sana aci vermek için degil. Sadece seni sevebilmek 
için yasadim ben... 
Hala seninle geçirecegim anlarin telasiyla tüketir gibi yasiyorum sensiz geçen 
günlerimi. Yillar geçti, hala seni görecek olmanin 
kalp çarpintilariyla, yalniz senin için giyiniyorum en güzel giysilerimi. 
Sen güzel bulasin diye geçiyorum aynalarin karsisina. 
Seninle geçen zaman bir daha tekrari olmayan, dogaçlama bir melodi gibi 
benim için... Sanki birlikte yazilmis kaderimizin 
sayili dakikalarindan an çaliyorum. Öylece karsinda oturup seni seyretmeyi, 
sana yemek hazirlamayi, seninle sohbet etmeyi, 
dostlarini agirlamayi, seninle birlikte uyumayi, yani paylastigimiz ne varsa 
hepsini bir daha asla okuyamayacagim bir siiri 
kelime kelime içime sindirir gibi, soluk soluga hissederek yasiyorum... 
Öyle birikmissin ki içimde... Seni yasamakla tüketmem, 
seni siradanlastirmam mümkün degil. Içime çektikçe çogaliyorsun...
Simdi varligim her geçen dakika daha da daralan gizli bir çember örüyor etrafina. 
Her geçen gün biraz daha uzaklasiyor, 
biraz daha kaniksiyorsun beni... O pesini birakmayan yarali geçmisin aramiza 
korku duvarlari örüyor. Hayatini tüm kalbimle 
kucakladigimi hissettigim anda ansizin yüzünde beliren o eski kaygilarin alip 
seni benden çok uzaklara, derinlere, 
yalnizlik kuyularina sürüklüyor. Yeni isimler, yeni ask öyküleri, baska yüzler, 
baska bedenlerle kaçis planlari yapiyorsun kendine... 
Gece ansizin seni uyandiran, kolunu basimin altindan çeken, seni yatagin 
ucuna kadar götüren, uykunu bölüp ayaga kaldiran ve 
bana hep o ayni soruyu sorduran bu korkular degil mi...: 'Sevgilim nereye 
gidiyorsun? '
Sevgilim nereye gidiyorsun? Orada ne var? Benligini kistirdigin duvarlarin 
arkasinda soguk, uçsuz bucaksiz bir yalnizliktan 
baska ne var? Neden kaçiyorsun? Neden bu aski sonsuzluga, özgürlüge, 
daha önce hiç yasamadigin sinirsizliga bir kapi olarak 
görmüyorsun? Ben senden gitme ihtimalini hiçbir zaman çalmaya yeltenmedim ki...
 Sevgim seni tüketmek degil, çogaltmak içindi... 
Sevgim dünyanin yasanilasi bir yer olduguna inanman, inanmamiz içindi... 
Yüregimizin çok derinlerinde yasayan o iki masum 
çocugun soluk alabilmesi için bir gökyüzüydü sevgim... 
Ben senin kanatlarini hiçbir zaman çalmadim ki... 
Öyle çok reddedildim ki, öyle çok unutuldum ki senin tarafindan, 
sensiz kalmak yüregimi ezen tek korku artik. 
Öyle ki hayatim yalniz bir korku halinde ayakta duruyor simdi... 
Korkumu gerçege büründürdügün anda yikilip 
gidecegim. Her seyi tükettim. Hayata tutunmak adina ne varsa her 
seyi yaktim seni sevebilmek için... 
Tüm sabrimi, kendime ve insanlara güvenimi, sevginin hayatin tek harci 
olduguna olan inancimi... 
Artik senden baskasina verecek enerjim, sevgim ve hayatla hesaplasacak 
bir benligim kalmadi. 
Geriye dönüp siginacak bir kendim kalmadi...
Simdi bana varligimin sana aci vermedigini söylüyorsun. Gitmemi istiyorsun, 
sonra yeniden gelmemi... 
Ve sonra yeniden gitmemi... Beni sensizligin o dipsiz çukuruna önce sarkitip, 
sonra yeniden gün 
isigina çikariyorsun. Sevgimi, yoklugumu hissettigin yerde bulmak istiyorsun. 
Askimin benligini ve 
hayatini ele geçirmesinden duydugun o sebepsiz korkuyu yenmek için, 
bana seninleyken tekrari 
olmayan bir siiri hatirlatan zamanin, sana benimleyken gösterdigi monoton ve 
tüketici yüzünü 
yok etmek için oynadigin bir oyun bu belki de... Beni deliligin sürgünlerine yollayip,
sonra yeniden kalbine çagiriyorsun. 
Korkuyu beklemenin telasi korkunun kendisinden çok daha ürkütücü biliyor musun?
Iste bu yüzden sensizligin karanlik kuyusuna kendi ellerimle birakiyorum kaderimi. 
Korkuyu beklemekten vazgeçiyorum, ama asla seni sevmekten degil, sevgili... 
Sana veda etmeden kaybolusa karismam da aslinda sadece bunun için... 
Madem varligim aci vermiyor sana, madem ki ancak yoklugumda sevgimi 
hissedebiliyorsun, öyleyse yoklugumla kal sevgili... Madem ki yoklugumla 
daha mutlusun, o halde yokluk benim bu ask için büründügüm son kimlik olsun...
 Cezmi Ersöz 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/10/2005 - Bu şehirde sen varsın...

.

Bu Şehir

.

Bir sabah evden çıktım
Sokaklar ışıl ışıldı.
Dört yanım günlük güneşlik
Tertemiz bir hava ciğerlerimde
Nereye baksam mutluluk, umut, sevgi
Nereye gitsem bir uçarılık yüreğimde
Alışmadığım iyimser duygular
Gökyüzü inadına mavi
Yaşamak inadına güzel
Bu nasıl şehirdir böyle
Bütün sokaklar Utrillo'nun ellerinden çıkmış
Bütün evlerde Dufy'nin renkleri
Beyaz beyaz güvercinler damların üzerinde
Hava ılık mı serin mi belli değil
Kadife gibi
Gözleri namuslu namuslu parlar insanların
Gökyüzü inadına mavi
Yaşamak inadına güzel
Bu şehirde sen varsın...

                                               Ümit Yaşar Oğuzcan

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/10/2005 - Farzet Ki...

Farzet Ki

Farzet ki;geri gelmiş o gamsız devir
Delicesine sevdiğin senin olmuş
Bir bahar sabahı sahilde seninledir
Yanan alnını alnına dayamışsın
O incecik elleri ellerindedir

Farzet ki;mazidir devamı yarının
Sevdiğin başını dizlerine koymuş
Bahar bahar kokan siyah saçlarının
Her telini ayrı ayrı öpmektesin
Ve tadı dudağında avuçlarının

Farzet ki;buldun kış içinde baharı
Rüzgar yine ılık ılık esmektedir
Aynı şehirde,aynı deniz kenarı
Köpükler,dalgalar ve sonsuz mavilik
Tekrar yaşıyorsun hatıraları

Farzet ki;denizde beraberce yüzmüş
Sonra sıcak kumlara uzanmışsınız
Yine evvela seni yalvartmış,üzmüş
Ve dolanmış boynuna o sedef kollar
Kumlar altın sarısı, dalgalar gümüş

Farzet ki;doğup büyüdüğün yerdesin
Caddeler aşina insanlar tanıdık
Aksi kulağında sevdiğin sesin
O dudakların tadı dudaklarında
Velhasıl yine o eski günlerdesin

Farzetme yeter yaşadığın bugündür
Ne sevdiğin yanında ne o yerdesin
Çekil garip odana ışığı söndür
Söyle;'Nerdesin ey sevgili nerdesin?'
Söyle; o türkü senin eski türkündür.

 

Ümit Yasar Oğuzcan

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/10/2005 - BAZEN

 

BAZEN

 

Yıldızları süpürürsün, farkında olmadan,

Güneş kucağındadır, bilemezsin,

Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür,

Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın.

Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın.

Uçar gider, koşsanda tutamazsın…

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/10/2005 - SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜMÜ?

Sizin Hiç Babanız Öldü Mü?

Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum

Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Soylemesine maviydi kör oldum

Taslara gelince hamam taslarına
Taslar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taslarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kotu
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mi?

Cemal Süreya

 

 

Benim öldü... Dört yıl önce bugündü...

Ben Babamı çok Özlüyorummmm...

 

Yorum (15) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

CASABA CASABA CASABA CASABA CASABA"
casaba

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Arkadaşlarım

denizseki
hulyacim
ellerinnerde